Muhterem
Müslümanlar!
Tarihin
altın sayfalarında yer alan önemli hadiselerden birisi de şüphesiz İstanbul’un
Fethi olayıdır.
Her
sözü ve hareketi hak, her haberi doğru olan Sevgili Peygamberimiz
(S.A.V.), nübüvvet nuru ile yüzyıllar sonra meydana gelecek tarihi
olaylara ışık tutmuş ve İstanbul’un fethedileceğini haber vererek şöyle
buyurmuştur:
“İstanbul
(Kostantiniyye)
elbettte feth
olunacaktır.
O’nu fetheden komutan ne güzel komutan ve onun askeri de ne güzel
askerdir.”[1]
Sevgili
Peygamberimizin inanan kalpleri fetih aşkıyla yakan bu ilahi çağrısına
nail olmak isteyen pek çok komutan, İstanbul’u fethetmek için seferler
tertip etmiştir. İslâm dininin hayat nizamı ve adalet ilkesi üzerinde
kurulan ve bu yıl kuruluşunun 700. Yılını kutladığımız Osmanlı
Devleti’nin, yüce peygamberimizin izinde yetiştirilmiş 22 yaşındaki
2. Mehmed, Peygamberimizin “O
ne güzel komutandır” müjdesine nail olarak, kendini “Fatih”,
Kostantiniyye’yi de bundan 546 yıl önce 29 Mayıs 1453 tarihinde “İstanbul” yapmıştır.
İstanbul’un
Fethi, iman ile küfür mücadelesinde, imanın küfre mutlak bir
galibiyetidir. İstanbul’un Fethi, bütün yıkıcılık ve bozgunculukların
kaynağı olan şirk ve küfür cephesinin de tarihte eşine rastlanmayan
bir hezimetidir. Bu fetih, canını, mübarek dinin ve vatanın emrine amade
kılmış, malını İslâm’ın zaferi için feda edenlerin bizlere büyük
bir hediyesidir.
Molla Gürânî, Molla Hüsrev ve Akşemseddin gibi ulemadan feyz alan ve böylece
kalbi imanla ve azimle dolan, tarihin pek az gördüğü bu genç hükümdar;
çağ açıp kapayacak olan dev toplar döktürmüş, Bizans’a boğazdan
gelecek yardımı önlemek için Rumeli
Hisarı’nı yaptırmış, gemileri Dolmabahçe
sırtlarından kızaklarla yürüterek Haliç’e
indirmiş, surların altına tüneller açtırmış ve yine surların dibine
tekerlekli kuleler yaptırmıştı.
Artık
zaman 6 Nisan 1453 Cuma gününü gösteriyordu. Cuma namazı kılındı ve
İstanbul, karadan ve denizden kuşatıldı. 53 günlük bir kuşatmadan
sonra 29 Mayıs 1453 Salı sabahı tan yeri ağarırken Ezan-ı Muhammedi
okundu. Sabah namazı kılındı. Namazdan sonra okunan Fetih suresi huşu içinde
dinlendi. Fatih Sultan Mehmed: “Ya
Rabbi! Sana lâyık olmaya çalışıyorum” diye niyazda bulunuyor,
ordunun ön saflarında yer alarak askerin maneviyatını kuvvetlendiriyor,
nur yüzlü büyük alim Akşemseddin
Hazretleri de, başı açık bir şekilde secdeye varmış dua ediyordu.
Henüz
güneş doğmamıştı ki, Allah
Allah sedaları, tevhid, tekbir sesleriyle hücum başladı. Bizans
sallanıyordu. Surlar çatırdıyordu. Fatih’in yaptırdığı Şahi adı
verilen topların açtığı gedikten Türk erlerinden, gönlü Allah için
çarpan Ulubatlı Hasan, sancağı
surların üstüne dikti, arkasından gelen 30 neferle birlikte tekbir
sesleri getirerek şehit oldular. Fakat sancağı yere düşürmediler. Artık
İstanbul alınmış, güneş bir başka doğmuştu. Açılan gediklerden,
mehter sesinin verdiği huzur ve heyecanla ordu, surların içine dalıyor,
kale burçlarında artık Türk sancakları dalgalanıyordu. Yanık sesli
hafızlar ezan sesleriyle gökyüzünü çınlatıyordu. Bu güzel manzarayı
gören Fatih, atından yere atlayıp şükür secdesine vardı.
Çeşitli
bakımlardan 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’un fethedilmesiyle, orta
çağ kapanmış ve yeni bir çağ açılmıştır. Türk tarihinin en müstesna
olayı olarak kabul edilerek de, Feth-i
Mübin denilmiştir.
İstanbul’un
fethi, siyasi yönden ve neticeleri bakımından dünya tarihine kesin ve
silinmez damgasını vurmuş bir zaferdir.
Bu
vesile ile, İstanbul’u bize bahşeden büyük Türk hakanı Fatih Sultan
Mehmed’i ve onun kahraman ordusunu minnetle anıyor, bu güzel vatan için
canlarını feda eden bütün şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de şükranla
yad ediyoruz.
[i] Ahmed b. Hanbel, IV, 335;
Fethu’l-Kebir, c.3/9; Feyzu’l-Kadir, 5/262